Zulmün artsın ki tez zeval bulasın davası
Baştan söyleyeyim bu tamamen öznel bir yazı. 1987 yılından bu yana gazetecilik yapıyorum, işsiz kaldığım dönemler de dahil, gazetecilik dışında başka hiçbir iş yapmadım. Geçmiş onca yıla baktığımda değişen siyasi iklimlerde çok sıkıntılı zamanlar yaşadığımı görüyorum. 80’li yılların ikinci yarısına baktığımda mesela çok zorlu günler hatırlıyorum. Toplumsal olayları izlemeye gittiğimizde polis tarafından kolumuzu bacağımızı kırdırtmadan işten dönmek ciddi bir başarı olarak görülürdü aramızda. O yıllarda -daha gazeteler İkitelli’ye taşınmamıştı- kolu bacağı alçıda, Cağaloğlu yokuşundan yukarı doğru tırmanan muhabir görmek o kadar da şaşırtıcı değildi yani. Genç meslektaşlarımız inanmayacaktır ama bir muhabir arkadaşın başına böyle bir iş geldiğinde, gazetelerimizden çıkıp İstanbul Valiliği’ne kadar yürüyüp protestolar bile yapardık.
Geçmişe bakarken en sıkıntılı sansür dönemi hangisiydi diye sordum kendime. Aklıma ilk gelen 12 Eylül askeri darbe dönemiydi herhalde diye düşündüm. Sonra çok da emin olamadım. 12 Eylül’de yığınlar halinde herkes gözaltına alınıyordu ama biz gazetecilerin özel durumu nasıldı diye baktım. Sonuç beni çok şaşırttı. Dönem boyunca 400 gazeteci hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası istemiyle davalar açılmış. Yapılan yargılamalar sonucu gazetecilere toplamda 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verilmiş.
Sonra 90’lı yılları gözden geçirdim. Aklıma ilk gelen Yaşar Kemal’in Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılandığı davayı hatırladım. Yaşar Kemal yanılmıyorsam 1995 civarında Alman Der Spiegel Dergisinde Türkiye'deki hak ihlallerini ve Kürt sorunu konusunda devletin yaklaşımını eleştiren makaleler yayımlamıştı. Bunlardan ikisi, "Zulmün Artsın" ve "Türkiye Üzerinde Kara Bulutlar"dı. Bu makaleler Türkiye’de daha sonra "Türkiye'de Düşünce Özgürlüğü" adlı bir derleme kitapta tekrar yayınlanınca yer yerinden oynamıştı. İstanbul DGM, bu yazılarda Kürt sorununun işlenmesini gerekçe göstererek 1995 yılında yazar ve yayınevi hakkında Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) 8. maddesi uyarınca bölücülük propagandası yapmak suçlamasıyla dava açmıştı. Yapılan yargılama sonucunda "Zulmün Artsın" makalesi 'suçsuz' bulunmuş ama Türkiye Üzerinde Kara Bulutlar oltaya yakalanmıştı ve küt diye 20 ay hapisle cezalandırılmıştı. Yaşar Kemal kararı temyize götürmüş ama Yargıtay kararı onamıştı. Karar daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (yani dış güçlere) götürülmüş ve mahkeme, yazara verilen bu cezanın demokratik bir toplumda gereksiz ve ağır olduğuna hükmederek Türkiye'nin Yaşar Kemal'in ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermişti.
90’larda da istediğimi bulamayınca bir umut, 70’lere, 12 Mart muhtırası dönemine şöyle bir baktım. Malum Türkiye demokrasisinin aldığı en ağır darbelerden biridir muhtıra dönemi. Yok orada da meslektaşlarım çok ağır muamelelerle karşılaşmış ama bugünle kıyas kabul etmez. Sonra 27 Mayıs 1960 askeri darbe dönemine baktım. Kabul etmeliyim orası daha da şaşırttı beni. Malum Demokrat Parti’ye karşı yapılan bir darbe ve herhalde onlar da DP’li gazetecilere zor günler yaşatmışlardır diye düşünmüştüm. Malum ülke sürekli bir hesaplaşma halinde!
60 askeri darbesinden sonra, DP’li gazetecilerin toplanması yerine DP döneminde hapse giren gazeteciler serbest bırakılmış.
Yaşadığımız dönemin karşılaştırılabileceği tek dönem, Demokrat Parti’nin iktidara gelip 27 Mayıs askeri darbesiyle indirildiği on yıllık iktidar dönemi.
Dönemin Adalet Bakanı Esat Budakoğlu'nun Aralık 1958'de Meclis'te yaptığı resmi açıklamaya göre, yalnızca Mart 1954 ile Mayıs 1958 yılları arasında 1.161 gazeteci hakkında kovuşturma açılmış ve bunların 238'i mahkûm edilerek cezaevine gönderilmiş. DP’nin baskısının iyice arttığı son dönemine kadar ise toplamda basına karşı 2.300'den fazla dava açılmış, 867 gazeteci mahkûm edilmiş ve anında hapse gönderilmiş.
1954’de çıkarılan Neşir Yoluyla veya Radyo İle İşlenecek Bazı Cürümler Hakkında Kanun ile de gazetecilerin hükümeti ve resmi yetkilileri eleştirmesi tamamen yasaklanmış.
Türkiye'de düzenli olarak Basın Özgürlüğü Raporu hazırlayan ve her ay/yıl güncel verileri kamuoyuyla paylaşan Yeni Parti Milletvekili Utku Çakırözer’in Ekim 2026'da yayınladığı en güncel basın özgürlüğü raporuna göre ise, yalnızca son 70 günlük kesitte (Ağustos, Eylül ve Ekim aylarının başı kapsayacak şekilde) 25 gazeteci gözaltına alınırken 10 gazeteci tutuklandı ve iki gazeteci hakkında da ev hapsi kararı verildi.
Yeni Parti Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun 2024 yılında yaptığı bir açıklama, karşılaştırma açısından bana çok çarpıcı geldi. Tanrıkulu, 2002'den 2024 yılına kadar en az 894 gazeteci, en az bir kez tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bu durumda AKP, gazeteci tutuklama ve medya kuruluşu kapatma olimpiyatlarında DP’yi bile geçerek bu alanda şampiyonluğunu ilan etmiş durumda. Canlarını sıkmak istemem ama 1950’den bugüne yönetimler geldi geçti ama haberciler hep kaldı!😇